DENEMELER

gaSte | Şubat 2007 | Barbarlık - Çocukluk| Cem Selcen

Barbar, çocuktur medeni insanın gözünde. İnsanlığın çocuk çağlarına ait güçlü ve vahşi bir imge, henüz gelişmemiş, kurbandan beslenmekten uzaklaşamamış bir çağın göstegesi…

 

Barbarsa anlamadığı, kendisine kendi istemediği halde dayatılan her şeyi kaba gücüyle çözmeye kalkışandır. Barbar, çocukça coşkuludur yaşarken. Ve bu coşkuyla kendinden geçer ve bir vahşet makinasına döner uyandırıldığında. Fakat onun pervasız şiddeti gelişmiş dünyanın dolayımlı yollara başvuran şiddetinden hemen ayrılır. O üzerine bulanık sorularla gelen her şeyi parçalayarak çözen vahşidir aslında. Sığındığı şey – tıpkı bir çocuk gibi – içinden kuvvetlice isterse, uçabileceğine bile inanan şiddetli coşkusudur. Fakat asildir barbar. Bir kabile olarak yaşasalar da kendini yönetme hakkı kendilerinde olduğu için. Bir yaban hayvanına yakınlıkla…

 

İnsanlığın bu, garip bir öz gibi taşıyadurduğu çocukluk hali, büyümeyi ya reddetmiş ya da başka toplumlar ondan önce büyüyüp onların kendilerini yöneten birer asil barbar-çocuk olarak kalmalarını engelledikleri için olsa gerek; bugün, geçmiş zamanlardaki asaletini arayan, ama işte, kendi içinde kurulu sandığı tuzaktan kurtulamadığı için benliğini bulamadığına inanan toplumların cahil cinnetlerini besliyor. Bu haliyle aslından çok uzakta, tümüyle bozulmuş ve sadece kurbanlarla tekrar yükseleceğine inanacak kadar da başıboş bir çocuk-barbarlık bu. Bu yüzden bu toplumlardaki şiddet, iktidarın acımasızca şiddet kullanarak ayakta kalabildiği çok eski zamanları hatırlatıyor hepimize.

 

Aslında çocuklar gibi coşkunlukla yaşamak, hatta coşkuyla kırılmak istiyor bu toplumlar. Tekrar arınacak ve güçlenecek o yolu bulmak için kurban almaya da olmaya da hazırlar…

 

Kurban, her zaman barbarın işaretidir. Çünkü kurban, modern, kendini iğdiş edecek kadar öteki karşısında geri çekilmiş bir akıl üzerinde yükselmez- yaşayamaz.

 

Bir şekilde kurbanlar alarak o eski coşku yolunu açacaklarını sanan ‘çocuk toplumlar’ yine çocukça – ama bal gibi de doğal – bir içgüdüyle büyümek istemiyorlar hâlâ. Bunu – yani artık büyümeyi – dayatanlara karşı da çocukça şiddetlerini, çocukça kurnazlıklarla kullanmaktan vazgeçmeyecekler.

 

Bir yandan da haklı bir gerekçeleri var bu toplumların. Sıkı –doğal – nerdeyse bozulmamış içgüdüleri onlara şunu demekte: “Büyüme! Büyümezsen gün gelip yaşlanmak ve sonunda da ölmek zorunda olmazsın. Bak! Kokusunu almıyor musun o büyüyenlerin? Çürümüş içi geçmiş yaşlıların. Hepsi birer ölü onların…” O yüzden ölüm bu toplumlarda modern insanın anladığı gibi parçalayıcı bir şey değildir. Çocukça bir deveranın, bir kahramanlık filminin bir parçasıdır sadece. Ölümün parçalayıcı yıkıcılığına hayatta vahşice kurbanlar vererek karşı koyan bir kabile refleksinden farklı değildir duruşu. Sakin ve olgun olamaz o; büyümeyecektir. Onu türlü planlarla yalnız bırakmaya çalışan modern hayata kan dökerek karşı koyacak, bunun için laflarla değil, tıpkı bir hayvan gibi içgüdülerine ve en sonunda da onun türünden acımasız bir güce boyun eğecektir. O zaman hesaplar tekrar yerine oturacak; savaş, o gücün buyruğu altında daha çekilir, dahası ‘istenir’ olacaktır.

 

Bunun içinde sanata yer olmayacaktır elbette. Çünkü sanat, ölüm karşısında gerçek duygularla yapılan bir şeydir. Onu yaratmak için de ona katılmak için de gerekir o duygular. Yıkıcı bir çocuk için olduğu gibi; eğer anlık bir eğlenceye yol açmıyorsa görülmeyecek olandır sanat, bu toplumlarda… Dolayısıyla bakışı, başka, zamanında bakması gerektiğini görerek büyümeyi göze almış – ya da başka şekil bilememiş – insanların bakışıyla denkleşemeyecek. Devamlı olarak üzerinde yaşadığını kurguladığı folklorun karikatürize simgeleriyle duygularını ifade etmeye çalışan bir toplum olmayı geçmek istemeyecek…

 

Çocukça filmler, coşkun duygularla ifade ediyoruz kendimizi… N gam; böyle iyiyse böyle sürsün neşeli toplum – ama neşeli değil işte… Çünkü neşe barbarın hoyratça bedenini savurduğu doğanın içinde olabilirdi ancak, çünkü neşe doygunluktur işte, çünkü neşe Tanrılar katına yükselmektir dünyanın gelip geçici heveslerinin de üstünde, çünkü neşe suçsuzluktur. Çünkü asil barbar suçsuzdur; tıpkı bir hayvan gibi. Neşesi de coşkusu da suçsuzluğundan gelir. O düşmanının yüzüne bakarak çeker kılıcını… Ya burası? Acımasızca büyümeye direnirken neşesini kaybetmiş bir toprak burası. Geçmiş olsun. Hoyratça oynadığı ve paramparça ettiği her şeyin ortasında oturan, artık hiçbir şeye şaşıramayacak kadar neşesizleşmiş, masumiyetini yitirmiş, suçlu bir çocuk. Ve maalesef ve iyi ki, artık ne kadar, daha da saf-bakir-masum kurbanlar seçilse de geriye gelmeyecek o çocuk coşkunun ağırlığıyla daha da fazla suçlu olacak her bir an. Bu değil artık… Kurbanlar cellatlarını seçmiyor. Kutsal anlaşma bozuldu. Başka türden yaşamak isteniyor. Büyümek… Büyümedik mi artık? Büyümek, seni bekleyenin gözüne bakacak cesareti edinerek adam gibi neşe içinde Tanrı’ya bakmaktır.