DENEMELER

gaSte | Nisan 2007 | Tanrı’nın yolu…| Cem Selcen

Tanrı’nın yolu yalnızlıktan ve inzivadan geçer. Yalnızlıksa, modern hayatın taktığı adla: içine tek başına girilen ve henüz tarif edilememiş boş alandır.

 

Musa on emri Sinai dağında yalnız başına görüştüğü Tanrı’dan alır; Muhammed Hira dağındaki mağarada yalnız başınayken gelir Cebrail ve okutur Tanrı’nın gösterdiğini; Buddha bir incir ağacının altında yalnız başına ve tümüyle içine kapanıkken bulur Tanrı’nın yolunu…

 

Masasının başında sandalyesini milim kıpırdatmayan Kant’a arada çay getiren tek yardımcısından başka kimse yoktur etrafta. Kendini masaya zincirleyen Balzac’tan, daracık bir yerde yazan Kafka’ya kadar yalnız başına olmayıp da Tanrısal(!) bir metin çıkaran yoktur dünyada.

 

Asıl din, anlaşılır olanın etrafında değil, garip bir şekilde o anlamlandırılamayan alanı korumak için yalnız kalarak kendi iç seslerini dinleyenler arasında kuruludur.

 

Bir şiirin söylediği anlamlı bir şey değildir. Bir resmin, bir heykelin ve en sonunda da bazı edebiyatın… Onları, boşluk denen anlamsız bölgenin etrafında dolanarak, onu – boşluğu – korumak için iç sesleriyle konuşanlar yapar. Binlerce yıldır onları kardeş yapan, yan yana tutan, bilmeden bildikleri şey, bu, o içinden geldikleri boşluğu koruma içgüdüsüdür. Çünkü o boşluk, içinde Tanrı’nın yaşadığı yerdir.

 

Bütün sanat onun üzerinedir. Bu yüzden bir şey demez sanat. Bu yüzden sanatın bir tarihi yoktur. Bir fark da yoktur en temelde. En yeni en eski, en eski en yeni olabilir. Ve o yüzden zamanlar üstüdür sanat eseri. O, neden var oluyorum acısından değil, koruması gerekli alanın etrafında yaşadığından çıkarır içindekini. Boşluğun onun içine işleyen dilini, bu dünyaya çevirmek ister bin bir acıyla. Bir şey söylemek ister ama o da bilemez bunu ve bunu daha önce defalarca- binlerce kez yapan kardeşlerinden farklı, yeni bir şey de söylemez sonunda. Fark sonunda hiç olan bir biçimdir. O, Tanrı onunla konuştuğunda orada durur ve içinden çıkan o sesi önündekine aktarır sadece.

 

Ama yalızken…

 

Çünkü ancak o zaman okuyabilir…

 

“Dönüyorum Tanrı’nın etrafında, o en eski kulenin,

ve dönüyorum binyıllar boyu;

ve bilmiyorum daha: bir şahin miyim, bir fırtına mı?

yoksa bir büyük şarkı mı?”

R.M. Rilke, Saatler kitabı, 20.9.1899

(Çev: O. Aruoba)

 

Yalnızlığın iç dilini dinleyemeyecek kadar yoğun programları olan adamların Tanrı’nın yolundan gitme şansları yoktur. İnzivaya çekilme şansı elinden alınmış bir erkek, toplumsal sistemin kuklaya çevirdiği, soysuzlaşma yolunda bir makineden başka bir şey değildir. Onlar, başka cinslere ve yokluğa çevireceklerdir giderek.